Archive for the ‘Mehmetcik’ Category
Şub
04
Posted by masal

Olur ya bir çatışmada ölürsem, arkamdan yas tutmayın.
Bırakın toprağımda rahat uyuyayım.
Bedenimdeki elbiseyi çıkarmayın, onlar benim gururumdur.
Ölünce kefenim olacak.
Başımdan beremi çıkarmayın.
O benim şanım şerefim olacak.
Ayağımdan botları çıkarmayın,
onlar nice yollar aşacak.
Elimden tüfeğimi almayın, o benim namusumdur,
mezarıma sembol olacak.
Yaramın kanını silmeyin,
ahirette hesabı sorulacak.
Göğsümden kör kurşunu çıkarmayın,
o benim madalyam olacak”
Şehit Lokman Eker’in, babası ile çektirdiği bir fotoğrafı…

Şehit Mustafa Uysal’ın eşi Meral Uysal ile düğün töreninden bir anı

Şehit Mehmet Bozkuş, askerde bu pozu vermişti…

Şehit Samet Saraç, askere gitmeden önce arkadaşları ile (solda)

Samet, arabalara meraklıydı… Bu da o meraktan kalan bir anı…

Şehit Zekeriya Yatı ailesine bu fotoğrafını çektirip göndermişti..

Şehit Tarık Emeket, ailesine bu fotoğrafı henüz yeni göndermişti.

Er Mehmet GÜCÜK, vatan görevinden geriye kalan son kare..

Ve Nice Mehmetcigimiz

Eki
09
Posted by masal
Anneciğim! Senin o sıcak bağrından, o yavrum diye kucakladığın kollarından ayrılıp, soğuk sahrâlara, karlı dağlara, için cihâd’a gidiyorum ben Anne. Bir daha geri dönmeye bilirim Anne, hakkını helal et Anne. Sende ki o sıcaklığı, sende ki o candanlığı birde Şehâdette görüyorum Anne. Sende ki o tatlılığı Şehâdet şerbetinde hissediyorum Anne. Kara sevdaya tutuldum ben Anne, aşık oldum Şehâdete ben Anne. Bu ne sevda ki, gece gündüz hep onu düşlerim, onun ateşiyle yanıp tutuşurum Anne. Bende ki bu harâreti ancak Şehâdetin şerbeti söndürür Anne. Anaların duâsı kabul olurmuş, o halde Şehid olmam için duâ et bana Anne! İslam uğruna ölmem için duâ et bana Anne! Karşımda gelinliğini giymiş bekliyor beni Şehâdet Anne. Rabbim nasib ederse bana Şehâdet, o gün benim bayramım olacaktır Anne. Hani insanlar bayram gelmezden önce temiz elbiselerini giyip beklerler ya Anne, işte bende kefenimi giydim Şehâdeti bekliyorum Anne, için öleceğim o günü bekliyorum ben Anne. Düşmanın kurşununa hedef olacağım günü bekliyorum Anne. Canım Annem; Şehâdeti dört gözle bekliyorum, Şehid olmak için can atıp duruyorum Anne. Ne olur beni anla. Hem şehidlerin seyyid-i Hazreti Hamzaya komşu olmamı istemezmisin be Anne, Resûlullah’a (S.A.V.) kavuşma mı istemezmisin be Anneciğim, yetmiş kişiye şefaat etme mi istemezmisin Annem. Ölümsüzlüğe kavuşma mı istemezmisin be Anne? O halde dua et bana Anne, benim Şehid olmam için ve senin de Şehid anası olabilmen için Anne. Bilirsin Anne, kaybetmeyi hiç sevmezdim. Düşmanın kurşunu yüreğime saplandığı an ilk haykıracağım şey«Kazandım» olacaktır. Neyi diye sorarsan, Şehâdeti be Anneciğim. O zaman hem dünyayı hemde Ahireti kazanmış olacağım Anne. Rabbimin rızasını kazanmış olacağım Anne. Cennet-i kazanmış olacağım Anne. Birde tek düşüncem, sensin Anne. Eğer birgün cepheden mektup gelirde «mübârek olsun, oğlun Şehid oldu» haberini alırsan sakın ha ağlama canım Anam. Hiç şehid anaları ağlar mı Anne, bilhassa tebessüm eyler. Sevin dik tut başını, şehid anası lakâbını taşıyacaksın Anne. Hem şehidler ölmez ki Anne, onlar diridirler fakat bunu bilmezler. Asıl ölüler Cihâd’ı – Şehâdeti düşünmeyenler ve istemeyenlerdir Anne. Onlar yaşayan ölülerdir Anne. Bacak bacak üstüne atıp televizyon ekranlarından Çeçenistanda ki, Fiistinde ki, Keşmirde ki, Afganistanda ki, Irakta ki zulmü mü, orada şehid düşen en yakın arkadaşlarımı mı izleseydim Anne. dedikleri için yahudiler tarafından kolları kırılan gençlerimi seyretseydim Anne. Din-i mübini İslam’a küfredilirken, dünyanın her tarafında müslümanlar kan ağlarken kadınlar gibi evdemi oturaydım Anne? Hayır, hayır; Bedirde en ön saflarda Rasûlünün kılınç salladığını duydukca, Uhud’da mübârek dişini şehid verdiğini, yanağının yara aldığını işittikce bana evde oturmak haram değil mi Anne? Vi ben yorganda değil urganda ölmeyi tercih ettim Anne. Ben inanıyorum ki Anne; kâfirlerin yaşamayı sevdikleri kadar bizde ölümü sevmedikce hiç bir zaman muvaffak olamayız. İşte Anne atıldım ben meydâne, korku saldım küfrün kalbine, Şehâdet isterim diye diye. Hem benim kaybedecek hiç bir şeyim yok ki Anne. Ölürsem de kazanan ben olurum kalırsam da ben Anne. Bu dünyada tek kaybedeceğim şey senin o yavrum dediğin sözlerin, beni beslediğin ellerin, bana baktığın gözlerin, beni kucakladığın kolların olacaktır Anneciğim. Ama Rabbim nasib ederde şehid olursam, Cennet’te İnşa beraber oluruz Anneciğim. Kevser havuzunun başında Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) efendimizin başucunda Kevserin suyunu tadarız Anne. O zaman beni doyasıya kucaklar, bana doyasıya bakar, doyasıya yavrum der ve hiç ayrılmayız canım Annem. Orada ömür bitmez Ana. Üç beş günlük dünya hayatını ebedi hayata tercih mi etseydim Anne. Şimdi söyle bana Anne! Bana duâ edeceksin emi, hakkını helâl edeceksin emi, eğer şehid olursam (İnşâ) arkamdan ağlamayacaksın emi, sakın ha üzülmeyeceksin emi, tamammı Anne? Haydi şimdi ne olur otur seccadenin başına benim Şehâdetim için duâ eyle bana. ’a ısmarladık Ana. Cennet’te buluşmak üzere ’a emanet ol Ana ….Biricik Oğlun…..
……. ve …”Oğlun Şehid oldu, mübârek olsun!”….(Cihad arkadaşları)
Eki
09
Posted by masal
Sevgili Peygamberimiz “şehidliğin” üstünlüklerini anlatıyorlardı. Buyurdular ki:(Kıyamet gününde şehidler, “Mahşer Yerine” gelirken; orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar.. Onlar; çocukları, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar)….)
Bu sözleri işiten “Nevfel” ismindeki sahabe, iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.
- Yâ Resûlallah! Bir dua etmek istiyorum. Siz de “amin” der misiniz? diye sordu.
Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:
- Yâ Rabbi, Nevfel kuluna, “şehidlik” nasib eyle!.. duasında bulundu.
Hazret-i Ali’nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ’da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu…
Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine’ye dönüyorlardı.
Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler.
Nevfel’in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı.
- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel’in hali nicedir?… diye sordular.
Merhametli “Efendimizin” gözleri nemlendi. Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler..
Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel’in yakınları, O’na sordular… “Allahın Arslanı” yanında yürüyen Hazret-i Ammar’a:
- Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim. Yürü gidelim dedi.
Eliyle arka tarafı işaret etti.
Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. “Büyük” Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı…
Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti…
En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında “Muaz bin Cebel” bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr’ den başka kimse kalmamıştı.
Nevfel’in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.
Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:
“- Yâ Rabbim… Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler… O’na nasıl, aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.
Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım”…
Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu “Sıddîk,” bütün kalbiyle,
- Yâ Allah..! Ya Nevfel…! diye “Ah” çekerek inledi.
İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi “bir atlı” yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.
- Buyur Yâ “Sıddîk”… Beni mi çağırdın. Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel’den başkası değildi.
Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar.
Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.
-Yâ Resûlallah… Hak teâlânın selamı var…
(Eğer “Peygamberin Mağara Arkadaşı” Sıddîk, bir kere daha “ALLAH” deseydi; “Yüceliğim” hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim. Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde “İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir” buyurdu.
Ebu Bekir’in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel’i Cenâb-ı Hak diriltti… Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı.
Nihayet duası kabul olundu. “Yemame” çenginde şehidlik şerbetini içti.
Eki
09
Posted by masal
Dünyanın dört bir yanında hüküm süren Osmanlımızdan geriye tarihi, kültürel eserlele birlikte Şehitliklerimiz de kaldı..
Bu Şehitliklerin bulunduğu Ülkeler Şöyle:Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cum., Filistin, Güney Kore, Hindistan, Irak, İngiltere, İran, İsrail, İtalya, Japonya, Kuzey Kıbrıs Türk Cum., Letonya, Libya, Lübnan, Macaristan, Malta, Mısır, Myanmar, Polanya, Romanya, RusyaSırbistan, Suriya, Suudi Arabistan, Ukranya, Ürsün ve Yunanistan.
en dikkat çekiçi olanı ise Myanmar 1500 Şehitimz var..
Kaynak: Zaman Gazetesi
Eki
09
Posted by masal

Savasin en kanli gunlerinden biriydi. Asker en iyi arkadasinin az ileride, kanlar icinde yere dustugunu gördü. İnsanin basini bir saniye siperden cikaramayacagi gibi bir ates altindaydilar.Asker tegmenine kostu hemen:
- Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi?
“Delirdin mi?” der gibi bakti tegmen.
- Gitmege degmez oglum, arkadasin delik desik olmus. Buyuk olasilikla ölmustur bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin!
Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izin vermek zorunda kaldi.
- Peki, dene bakalim!
Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri, arkadasinin yanina kadar gitti, yarali arkadasini sirtlandigi gibi tasidi. Birlikte siperin icine yuvarlandilar.
Tegmen kosup yaraliya bir goz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis askere döndu:
- Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez, dememis miydim! Bu zaten ölmus.
- Degdi Komutanim, degdi! dedi asker.
- Nasil degdi, arkadasin zaten ölmus, görmuyor musun?
- Gene de degdi komutanim, cunku yanina vardigimda henuz yasiyordu.
Ve onun son sözlerini duymak, dunyalara bedeldi benim icin.
Ve, hickirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi:
“Gelecegini biliyordum!”
Eki
09
Posted by masal
bildiğim çok eskiden beri ölürümöldürüldüm öldürtüldüm bilseniz ne çok öldüm
hangi birini anlatmasam
doğuda batıda kuzeyde güneyde
bir defasında kıbrıs’ta
bir de mohaç’ta ardından kosova’da
ölürdüm ben karardıkça kandım bayrakta
aldırmadan ölürdüm ben çok eskiden beri
birinde katerina için o yemen’deki ne için
çanakkale’de öldüm bir de
ingiliz donanması istanbul’a girerken
iki yüz elli bin hançer saplandı bağrıma
kore’yi sorma
nasıl bir cinayetti ki altında kaldım
ölümün ben zagros’ta ölmeden
turan uğruna buza kestim de böyle ölmemiştim
son kez öldüm artık ölemem
Eki
09
Posted by masal
Vatanımda yolculuk,
Kan akar oluk oluk…Ve şehit bize küskün,
Yine ağladım bu gün.
Şehit koktu bayraklar
Dile gelmiş kalpaklar
Bak şehitler dizilmiş,
Kadere bu yazılmış.
İtirazım yok hâşâ,
Şehit yine bir paşa.
Şehit ölmez diridir,
Vatan onun yeridir.
Kalem sustu ne yazsam?
Ya ben şehit olmazsam.
Yazamadım tıkandım,
Gözyaşımla yıkandım.
Dostlar yaram çok derin,
Taşımıyor dizlerim…
Planlar sinsi sinsi,
Hain bunlar kelp cinsi.
Son çırpınış ve gerçek,
Hepsi hesap verecek!
Kullanılmış bu itler,
Kullananlar elitler.
Bunlar korkağın şahı,
Kahpeliktir silahı.
Benim güzel vatanım,
Çakılına kurbanım.
Doğacak elbet güneş,
Tasa etme be kardeş.
Kahramandır bu millet
Diz çökecek bu illet
Duygularım tıkandı,
Şehit kanla yıkandı.
Köpürdüm perde perde,
Şehit olsam siperde…
Eki
09
Posted by masal
Kahbeler düşürdü onu tuzağa
Bekliyorum Şehit yavrum gelecek
Gezdiği yerlere bakamam daha
Bekliyorum Şehit yavrum gelecekKüçük yavru bilmez düğün zanneder
Acep bu gaddarlık nereye gider
Kahbeler pusuya düşürüp atar
Bekliyorum Şehit yavrum gelecek
Davul zurna ile saldım askere
Şehit oldu alamadı teskere
Ne deyim söyleyim zalim gadere
Bekliyorum Şehit yavrum gelecek
Düşman içimizde dışa bakmayın
Ne olur zalimler yuva yıkmayın
Masum insanlara tetik çekmeyin
Bekliyorum Şehit yavrum gelecek
Hüseyin de versin canı bu yola
Hepinizi ettim hakka havale
Zararlar gelmesin bir guldan gula
Bekliyorum Şehit yavrum gelecek
Hüseyin Parlakdemir
Eki
09
Posted by masal
Sarıkamış’ta şehit olanlar hep yiğitler,
Vazgeçin bu vatana kurşun sıkan itler,
Ey Şehitler! Peygamber sizleri bekler,
Sarıkamış’ta şehit olanlar, hep yiğitler,Aç olarak şehit oldu yurdu savundular,
Şehit olacağız şehit diyerek avundular,
Hepsi şehit oldu hiç geriye kalmadılar,
Sarıkamış’ta şehit olanlar, hep yiğitler…
Yusuf Önder Bahçeci
Eki
09
Posted by masal
İsmail Oğlu Şakir şehit olduğunda Çanakkale’de
Üç yetim ve bir eş bıraktı ardında
Yetimlerin en küçüğü, Mehmet Kamil; dedem.
Görmemiş hiç şehit babasını kundaktaymış giderken.
Ar ve namusu, helal lokmayı
Ve gerektiğinde vatan uğruna kurban olmayı
Ben babamdan öğrendim, babam Şehit oğlu babasından
O da anası, şehit karısı Nesibe Hanım’dan.
………………………………..
Kapısı çalınmış bir gün ninemin; demiş ki gelen
— şehit eşlerine maaş bağladı devlet, bu senin.
Çatmış kaşlarını Nesibe ninem
— ne maaşı adam!
— Ben şehit kanından para almam
—Gidin verin bir muhtaca
—Vatana bir değil, bin yiğit olsun feda
………………………….
Onca badire, onca zorluk, yokluk ve acı
Bükmezmiş boynunu
Kolay kolay ağlamazmış Şehit oğlu dedem
Yakarmış gemileri
Ta ki Söylenmesin o türkü
…………
Çanakkale içinde vurdular beni……Mete Başbuğ