13
Posted by masal

Birak! Sakin Dokunma Bana..
Ben Böylede Yasarim nasilsa!
Hükmedemedigim Hislerimle,
Tutmayan Ellerimle,
Görmeyen Gözlerimle
ve
Felcli Sol Yanimla !
Birak ! Sakin Dokunma Bana
MaSaL Bitti, Ölüyorum…!

Birak! Sakin Dokunma Bana..
Ben Böylede Yasarim nasilsa!
Hükmedemedigim Hislerimle,
Tutmayan Ellerimle,
Görmeyen Gözlerimle
ve
Felcli Sol Yanimla !
Birak ! Sakin Dokunma Bana
MaSaL Bitti, Ölüyorum…!

Sen ki ilk vazgeçemeyişim, ilk kıskançlığım,
İlk ömrüme yazdığım,uzaklardan sevdalandığım,
Kızdığım, affetmediğim, affedemediğim.
Olmayacak bir duaya amin demek gibi sevdiğim ,
Hep geç kaldığım.
Saatini şaşırmış dönüşlerin bir anlamı yok.
Şimdi sen geç kaldın.
MasaL bitti.. Elde Var Hüzün..

Ben bir çocuktum, büyüdüm, ve masal bitti!
Sana ayırmıştım en güzel hediyemi. Sesini duyduğumda, gülüşünü gördüğümde, mutlu olduğunda gözlerimde beliren ve içimdeki sıcaklığı…
Bir kez daha yenildim. Sana karşı hissettiklerimin önünde eğiliyorum. Gocunmuyorum biliyor musun; beni senin önünde eğen, yüzümü yere düşüren yeter ki sana karşı duyduğum sevgi olsun!…
Ne kadar da umut doluydum oysa, sana bırakırken o değerli tohumu. Ekecektin topraklarına, özene bezene bakacak, büyütecektin bana göre. Sen; beni yanılttın. Şimdi olduğu gibi.
Fark etmez be gülüm… Yine de akıtmayacağım gözlerimden seni. Ki, sonsuza kadar bende kal, benimle kal…
Ne kadar da hevesliydim gözlerinin önünde dolanmaya. Acıdan, mutluluktan her ağladığında, gözünden akan yaşlarla ıslanmaya. Biliyorsun, ne yağmuru severim, ne de şemsiyeyi. Olmayacaktı senin yağmurunda ıslanırken elimde ne bir şemsiye, ne de üzerimde bir çul… Sırf, akan gözyaşın tenime değsin, içime işlesin diye… Sırf, acına da mutluluğuna da ortak olayım diye…
Sana dair aklıma gelen, yalnızca mürekkep marifetiyle ortaya çıkabilen düşüncelerimin varlığı altında gömülüyorum. Sense başımda bir cellat… Artık geride kaldım. Sen hayatın başka anına, getirdiği başka bir insana doğru yelken açıyorsun. Ve elinde bir kürek…
Hadi güzelim, ay parçam, bir kürek toprağı esirgeme benden. Yokluğunla kardeş sevgim. Göm gitsin… Öldür gitsin beni…

Her gün bulup bulup seni kaybetmekten sıkıldım.
Dayanmak zor İçim her akşam aynı acıyor.
“HER GÜN” yeni bir gün sandığım zaman hep aynı hisleri yaşatıyorsun bana.
Üstünde o kadar sewimsiz bir tawrı warki renkleri bile yakışmıyor ruhuna.
Ruhun bile eskisi gibi değil sesindeki o farklı soğukluğu duyup üşümemek elde değil….
on zamanlarda öyle bir ewrim geçirdin ki seni sana benzetemez oldum.
Gözlerinin içine baktıkça uzaklaşıyorsun her lafında ise biraz daha da acımasız oluyorsun.
Ben bütün sewimliliğimi üstüme giymeye çalıştıkça sen bir zamanlar pamuk ama şimdi taş gibi ellerini üstüme sawurup yırtıyorsun bütün hareketlerimi.
Sürekli tekrarlıyor zaman kendini.
Şimdi seni silmek içinn kötü anılara ihtiyacım var.
Umudumu hayallerimi kendi ellerimle öldürüyorum umudum gözlerime bakıyor üzgün we çaresiz.
Son nefesini weren bir minik kuş gibi ne olur ölmesem diyor.
Gözyaşlarım kalbim buna isyan ediyor.
Naslıl dayanacağım bütün olanlara.
Yine de tükenmiyor hislerim susmuyor yüreğim…
Wazgeçemiyorum sewgimden..aşkımdan..özlemleri mden. Ben sana tutkundum bakışlarına öfkene ruhuna hep sana tutkundum..
Izlerdim seni uzaktan uzağa…
Damarlarımda dolaşan sewgine beni içten içe bitiren aşkına tutkundum…
Dipsiz karanlik gecelerde sana söylediğim şarkılar sana yazdığım şiirler hep seni anlatan hayaller we sana çıkan yollar sana bağlanan umutlar..
Herşey sen; Düşlerim acılarım sevgim ellerim vücudum hepsi sen Gittiğim yerlerde baktığım gözlerde hep seni görüdüm..
Sen olmustum ben tamamen… Sana ne anlatayim? içimdeki acıyımı?
Kalbimdeki yarayımı? Yokluğunda akıttığım gözyaşlarımı mı? Söyle sana ne anlatayim?
Ama her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum…
İnanamadığın
üzerinden atlayamadığın korkuların oldum…
Ağladığın bağırdığın ya da sustuğun isyanların oldum.
Yüreğinde olmak isterken yüreğine sığınan bir anı oldum…
Haketmediklerim artık yeter!!! herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum…
Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum? Aşkımı buzdağlarına çarparak gidiyorum gözlerini kalbime gömerek gidiyorum.
Masal bitti Ve artık son adımı atıyorum ilk adıma inat

Ufacıktım bu masala başladığımda.. Figürandım ben senin oyununda. ßir üst mertebeye hiç bir zaman erişememiştim zaten… Üstümde birçok yük var,ağırlık yapıyor.Anlaşılması zor, biliyorum. Aynanın karşına geçiyorum, son rujumu da sürüp başlıyorum provalara.. Herşey düzgün olmalı. Her ne kadar görünmeyeceğimi bilsem bile…
Farklıydı bu masal..Diğerlerine benzemeyen birşeyler vardı bunun içinde. Farklı anlam katan..
Üşüyorum …
“Senin gökYüzünde uçaMam!”
Ama bildiğim de çok şey var.. Senin gökyüzünde uçamam! Kanatlarım kırılır. Düşerim… Gökyüzün dar gelir bana. Yetmiyor işte bana ayırdığın zamanın,mekanın,olayın,sevdan … Yetmiyor işte! Uçamıyorum,istesemde .. Kırılır kanadım.Düşerim.. Ayrılık zor gelir bu bedene ….
Bilirsin beni..
“Senin yağmurunLa ısLanamam!”
Farklı bir duygu benimkisi.. Dolu gibi gelir yağmurun üstüme.. Ağır gelir,zaten ağır olan bedene.. Neler var anlatılması güç aslında. Neler var söylenmesi acı. Daha neler neler var …
Ortasına gelmişti masal’ın.. ßen hala yoktum piyasada.. ßoşuna mıydı onca hazırlık? Onca düşler? Onca sevda…
Herşey farklı olucaktı bu sefer.. /düşlerde .. /yalan dolan..
Ve..
Sonunda masalın sonunu getirmiştin.. ßen hala yok’tum.. ßir köşedeüzüntümü paylaşıyordum, kağıdımla,kalemimle.. “Mutlu Son”du seninkisisanırım.. Gülümsüyordun .. ßense içten içe, ağlıyordum !
Masal bitti kahraman’ım..
Masal’ımız bitti ..
Kollarında uyuyamam!!!

Bunun adı sevda…
Çaresi yok,
Ağlayacaksın her sabah uyandığında…
Günaydın diyeceksin senin olmayan bir vücuda…
Özlem dolu iki hatırayla kahvaltını edip,
Sarılacaksın sigarana…
Her şeye rağmen devam eder gibi görünen hayata,
Yeniden küfredecek,
Bir hayali kucağına alıp,
Sımsıkı saracaksın kollarınla…
Üzerine bir iki yalancı umut giyinip, çıkınca sokağa,
Tanıdık bir sıcaklığı arayacaksın,
Yabancı bakışlarda…
Garipseyeceksin gülümseyenleri…
Hatta ayıplayacak…
Hayasızca ağlayacaksın,
Belki sokak ortasında, belki kalabalığın tenhasında…
Sonra bir bahane bulup, kendini yeniden kapatacaksın yalnızlığa…
Güneş batacak,
Sen doğduğunu farketmesen de…
Gözyaşların tenine batacak,
Sen aktığını bilmesen de…
Yaşadığını sananlar için, akşam olacak…
Şarkılar çalacak, sen susacaksın,
Telefonlar çalacak, şarkılar susmayacak…
Sen ağlayacaksın, dünya durmayacak…
Sokakların sesi kısılacak,
Sen, sesini kendin bile duymadan,
Ruhunun avazı çıktığı kadar,
Bağıracaksın…
Seni, sendeki duymadan…
Uyandığını hatırlayamacaksın,
Uyumak için sığındığın hayaller,
Seni artık ısıtmayacak…
Gökten üç elma düşmeyecek artık…
Ya da saat on ikiye kadar zamanın olmayacak…
Seni uyandırmak için,
Yanağına pelerinsiz bir prensin,
Sıcak dudakları dokunamayacak…
Bir varmış bir yokmuş demeye kalmadan,
Henüz masal başlamadan,
Uzandığını sanıp sen kokulu bir sineye,
Uyuyacaksın…
Senin olan bir masalda,
Artık sen olmayacaksın…
Sonra birileri için yeniden sabah olacak,
Birileri güneşi selamlayıp, bekletmeden uğurlayacak…
Sense ucube prensini kaybettiğin,
O her şeyden yoksun gecede,
Mutlu bir anın, yalnızca hayalini kurmayı becerdiğin,
O melûn gecede,
Kâh benle uyuyup,
Kâh bensiz uyanacaksın..
Ve yıllar seni masalları unutturacak kadar büyütse de,
Sen hep o gecede,
Kimsesizliğinle yaşayacaksın…

Gece başlamışsa ve uyumak için acele etmiyorsa yüreğin; hala düşünecek hala yapılacak bir sürü işin ve bir sürü planın olduğunu söylüyorsa beynin; buna karşılık günün bütün yorgunluğunu belki de hiçbir şey yapmamana rağmen sana hissettiriyorsa bedenin; konuşmak istiyorsa bir şeylere ulaşmak istiyorsa kalbin ama sadece yalnızlığın o ağır o derin sesiyse hissettiğin…
Üşüyorsan ama soğuktan değil. Susuyorsan ama korkundan değil. Gidiyorsan ama istediğin için değil ve arıyorsan ama bulmak için değil. Her dakika daha ağır geçiyorsa ve geçen her dakika seni daha fazla yoruyorsa… Gelecek seni güldürmüyorsa aksine geçmiş özletiyorsa kendini. En masum anında lanetlenmişse bedenin ve yanıyorsa ateşler içinde belki de kutuplarda yürürken. Ve sadece yalnızlığın sesiyse duyabildiğin…
Vazgeçmek istemediklerinin senden kaçarcasına uzaklaştığını görüyorsan ama koşamıyorsan artık ve her bağırmak istediğinde düğümleniyorsa sözcükler boğazına ve canını acıtıyorsa içinde kalan her bir harf. En çok yardıma ihtiyacın olduğu anda aslında kimsenin sana yardım edemeyeceğini biliyorsan buna rağmen medet umuyorsan sana yabancı gözlerden. Yaptıkların hep yapman gerekenlerden farklı oluyorsa ve bunu anlayamıyorsan bir türlü…
Her sabah uyandığında uyumak istiyorsan, geceyi istemiyorsan yalnızlığın sesini ve yine bitmeyecek bir geceyi. Buna rağmen günler hep kısalıyorsa sana inat ve geceler alay edermiş gibi üşütüyorsa seni. Buna rağmen yanıyorsan o soğukta ve anlıyorsan kimsenin bunu bilmediğini. Özlüyorsan her geçen saniye bir önceki geceyi. Ve yalnızlıksa tek duyabildiğin…
Eski fotoğrafları gördüğün zaman tesadüfen; içini garip bir mutluluk kaplıyorsa. Ve son resim elinden düşerken anlıyorsan ne kadar özlediğini ve çözemiyorsan bir türlü neden her şeyin değiştiğini. Susuyorsan… Ve yalnızlığın sesiyse tek duyabildiğin…
Eski şarkılar daha çok dokunur olduysa bedenine ve en çok yardıma ihtiyacın olduğu halde anlamaya başlamışsan yalnızlığını ve gece hala ilerlemiyorsa bu gürültüde. Ve uyuyamıyorsan bir türlü. Her şey bir telefon kadar yakınsa ama korkudan ayrı bir şeyse seni uzaklaştıran ve anlatamıyorsan bir türlü anlayamadıklarını. Binlerce defa anlatılan bir masalı. Ve yüzü aklından hiç çıkmıyor olsa da çıkaramıyorsan adını. O müthiş masal kahramanını…
Hiçbir çıkış yoksa ve yapayalnızsa bedenin. Bembeyaz duvarlar içinde. Bir resim. Siyah beyaz… İçin yanıyorsa ve su içmek bile gereksiz geliyorsa. Sigaranın dumanı içindeki ateşi belli ediyorsa dışarıya. Ama anlamıyorlarsa. Söndürmeye bile çalışmıyorlarsa. Sormuyorlarsa. Yoldan geçen herkesi tanıdığını düşünüyorsan ve belki de yanında yürüyeni bile bilmiyorken selam veriyorsa herkes sana sırf sen onları tanıdığını düşünüyorsun diye. Ve oysa tek bir yüz görüyorsan her zaman ama adını hatırlayamıyorsan bir türlü…
Sokaklarda insanlar azalıyorsa birer birer. Aklındaki düşünceler gibi. Yürüyorsan yine de yapayalnızsan senin onları tanıdıklarını sananların arasında. Ve dumanın hiç sönmüyorsa…
Aynı masalda ne yapacağını bilmeyensen. Isırılmış elma gibi düşüvermişsen yere. Masal devam ediyorsa ve kimse seni düşünmüyorsa artık…
Yirmi senedir üzerinde uyuduğun yastıkları bir bir atıyorsan yataktan ve bulamıyorsan kafanı rahatlatacak hiçbir şey o karanlıkta. Işıkları açmak dağınıklığı görmek kadar dayanılmazsa…
Uyuyamıyorsan ve katlanamıyorsan yalnızlığa. Kendinle beraber yaşayamıyorsan yalnız kalamıyorsan kendi başınayken. Sayfalar sıra sıra bitiyorsa; kitaplar devriliyorsa raflardan ve sen okurken dakikalar geçmiyorsa hayatından; yaşadığın bir masalsa artık ve başkalarının uyumaları için yazılmışsa bütün bunlar…
Gökten düşen üç elmadan biriysen başkalarının mutluluğu için. Masal bitmişse ve unutulmuşsan bir köşede;
Bir çığ gibi geliyor demektir “AYRILIK“…
“m a s a l b i t t i k a ç k u r t a r k e n d i n i”

Senin sesin rüzgar, varlığın hayal, renklerin uçuk ve tebessümlerin kaçamaktı. Küçük bir hıçkırıktın gecemin sessizliğine damlayan. Sen ki yaşanılmaya çalışılan bir düş yangını. Çek gemilerini benim sularımdan..
Bütün kıyıları kurşunlamış , bütün suları bıçaklanmış bir denizdeyim. Rengine rehnedilmiş bir gece giydiriyorum üstüme.
Şakacı bir sitem iliştiriyorum usulca yokluğuna.
Bir bilsen aklımdakini! Sustumsa alıngan bir cümlenin kahrını düğümlemeyesin diye.
Sen ki ilk vazgeçemeyişim, ilk kıskançlığım, ilk ömrüme yazdığım, uzaklardan sevdalandığım, kızdığım, affetmediğim, affedemediğim. Olmayacak bir duaya amin demek gibi sevdiğim , hep geç kaldığım.
Saatini şaşırmış dönüşlerin bir anlamı yok. Şimdi sen geç kaldın.
Say ki bu kadın gidiyor, karanlığın ve kalabalığın zifirine savurmuş yüreğini
Aklında hep cehennem, ateş , yalan , ayaklarında bir eşkıya sessizliği, yüreğinde ihanetin fısıltıları olan bir adam sevdim ben. Bir intihar cesaretiydi bomboş varlığına, dopdolu varlığına tutulmak. Sevdikçe bir yıkımı çoğaltıyordum içimde darağacı lezzetinde .
Say ki bu kadın gidiyor, ayrılığın izini sessizliğe gürültüsünü yüreğine savurmuş.
Yağmurda yağıyordu ölüm kadar sevdiğim senden giderken ve ben tıpkı ölüm gibi haklıysam ve ölüm gibi gidiyorsam ve sen ölüm kadar acımasızsan anladım ve ilk durakta indim aşkından.
Say ki bu kadın gidiyor, aklı şaşmış yollarının , ıssızlığın orta yerine demirlemiş yüreğini.
Senin ki sesin rüzgar, varlığın hayal, renklerin uçuk ve tebessümlerin kaçamaktı. Küçük bir hıçkırıktın gecemin sessizliğine damlayan. Sen ki yaşanılmaya çalışılan bir düş yangını.
Çek gemilerini benim sularımdan..
Say ki bu kadın gidiyor , gölgelerinden sıyrılıp , yol yordam bilmez düşlerini adımlıyor.
Sen ki mavi bir abdest alıp tesbihi eksik gecelerimde içimde namaza duran sevdam. Sen ki bütün yansımana günah duygusu bulaştıran adam. Ben ki hiçliğe açılan kapının eşiğinden gitmeye geç kalmış kadın.
Say ki bu kadın gitti, masal bitti.

Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti
Sen gittin sazımin teli, kuşumun dili gitti
yangınlar düştü yüreğime, ıssızlaştı şehir
sokaklara hüzün yağdı, gözlerime yağmur
kapandı üstüme kapılar, ben kapandım içime
günlerce haftalarca ağladım
kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım
Sen gittin
hazanlar başladı ömrümde
yaprağa duran ağaçlarım gitti
umutlarım gitti, baharlarım
tutam tutam saçlarım gitti
dudağımda şarkılar yarım kaldı
bardağımda rakılar
Sen gittin
yüreğimde kanayan şiirler
masamda sigara izmaritleri kaldı
ben kaldım öyle tesellisiz ortalarda
birde yıkıntım
Sen gittin
Şiirlerim öksüz kaldı
kalemlerim, defterlerim
ellerim, gözlerim, kirpiklerim
yüreğimde kalkıp giden gemilerim
dillerim öksüz kaldı
ne varsa dağıldı geride kalan
çöl oldu şiiristanım
hayalim, düşistanım
Sen gittin
kemanım yayım, güneşim ayım
mutluluk payım gitti
kara bulutlar çöktü üzerime
bir ben kaldım öyle boynu bükük ortalarda
yastığımda yağmur hıçkırıkları bir de
ve yüreğime batan cam kırıkları her gece
Sen gittin
sustu kalbimin bülbülü
bahçemin gülü soldu
yoldu bağrımı yokluğun
Sen gittin
ağzımın tadı
mutluluğumun adı gitti
yaslı yaşım, gamlı başım
zehir aşım, otuz yaşım kaldı
Sen gitin
hayalim düşüm
sevincim gülüşüm
servetim işim gitti
Sen gittin
özlemin yüreğimde
yokluğun kirpiğimde çoğaldı
sen gittin umudum gitti
gururum gitti
her gece oturup ağladım
ıslandı ekmeğime karıştı korkunç acı
gülmek nedir unuttum gitti
gittin ömrüm insafsız ayaklarına toprak oldu
kavruldu bahçelerim çiçeklerim soldu
acılarım içimde fışkıran kan,
gönlüm rüzgarlarda savrulan yaprak oldu
Sen gittin
çakıl taşlarım
yürekvuruşlarım
sevgikuşlarım gitti
yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım
her yerde izimi sürüyor avcılar
gittin işte o gidiş gittin, bir daha dönmedin geri
yarısı sende kaldı kalbimim, yarısı bende ezgili
ardında kara bulutlar, kara günler
ve her gece soğuk ölümler kaldı
hasretin kaldı birde
ben kaldım öyle deli, öyle divane ortalarda
ah seher yeli
sen gittin ben bittim masal bitti
Nuri Can